<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Kültür Sanat</title>
	<atom:link href="http://www.antialem.com/sohbet/kultur-sanat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.antialem.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Jan 2011 08:18:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>DA VİNCİNİN ŞİFRESİ</title>
		<link>http://www.antialem.com/da-vincinin-sifresi.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/da-vincinin-sifresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Jan 2011 21:26:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[da vincinin sifresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1755</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın konu ettiği sırrın Hıristiyanlığın temelinden sarsacak bir sır olduğu üzerinde duruluyor. Ama sır hakkında kesin bir görüş yok. Sadece Kutsal Kase’den bahsediyorlar ve bunun gerçekten bir kase olup olmadığından da şüpheliler. Bu bir belge de olabilir diye düşünmekteler. Sır hakkında tahminleri de “Hz. İsa’nın aslında Tanrı’nın oğlu olmadığı”, onun aslında sıradan bir insan olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabın konu ettiği sırrın Hıristiyanlığın temelinden sarsacak bir sır olduğu üzerinde duruluyor. Ama sır hakkında kesin bir görüş yok. Sadece Kutsal Kase’den bahsediyorlar ve bunun gerçekten bir kase olup olmadığından da şüpheliler. </strong><br />
<span id="more-1755"></span><br />
Bu bir belge de olabilir diye düşünmekteler. Sır hakkında tahminleri de “Hz. İsa’nın aslında Tanrı’nın oğlu olmadığı”, onun aslında sıradan bir insan olduğu “düşüncesinden yola çıkıyor galiba. Ve güvenilir tarikat üyeleri de bunu ömürleri yettiği müddetçe ve saklayacak ve sırrı açıklama zamanı gelinceye kadar (çünkü sır zamanı gelince açıklanacak) yerlerine geçebilecek kişileri gözlüyorlar ve yetiştiriyorlar. Ama her birinin (bu kişiler 4 kişi) ömrü de beklediklerinden kısa sürüyor. Sırrı ele geçirmeye çalışan Vatikan Piskoposluğu ellerini çabuk tutup bu tarikat üyelerinin yerlerini bulup her birinden sırrın saklı olduğu yeri öğrendiklerini sanıp 4 kişiyi de öldürüyorlar. Ama onlar bu yolda ant içmiş kişiler oldukları için “ser verip, sır vermeyen” kişilerdi. Her biri de aynı hikayeyi kelimesi kelimesine söyleyince doğru sanıp adamları öldürüyorlar. Ve olaylar son kişi olan Müze Müdürü’nün öldürülmesiyle başlıyor. Müze müdürü sırrın kendisiyle birlikte ölmesine razı olmadığından bir şekilde şifrelerle örülü ipuçları bırakarak ölüyor. Torunu ve bu konuda uzman Langdon şifreleri birer birer, her türlü engellemelere rağmen çözüyorlar. Ama sonuçta hiçbir sır ortaya çıkmıyor. Çünkü bu olay sadece Langdon’un gördüğü bir rüyadan ibarettir.<br />
Sion Tarikatı-1099 yılında kurulmuş olan gizli Avrupa Cemiyeti gerçek bir topluluktur. 1975 yılında Paris’in Milli Kütaphanesi, Sir lsaac Newton, Batticelli, Victor Hugo ve Leonardo da Vinci de dahil olmak üzere, Sion Tarikatı’nın sayısız üyelerinin isimlerini içeren, Les Dossiers Secrets (Gizli Dosyalar) diye bilinen parşömenleri ortaya çıkarmıştır.<br />
Opus Dei olarak bilinen Vatikan Piskoposluğu, beyin yıkama, baskı ve “bedensel çile” denen tehlikeli bir ibadet yapıldığına dair tartışmalar yaratan, koyu dindar bir Katolik mezhebidir. Opus Dei’nin New York’ta 243 Lexington Caddesi’ndeki 47 milyon dolara mal olan Dünya Merkez Bürosu’nun inşaatı henüz tamamlanmıştır.<br />
Bu romanda bahsi geçen tüm sanat eserleri mimarı yapılar, belgeler ve gizli ayinlar gerçektir.</p>
<p>Kitap daha ilk sayfalardan itibaren diğer sayfaları merak ettiren bir özelliğe sahip. Bu sürükleyicilik özelliği benim kitabı kısa bir sürede zevkle okumamı sağladı. Kitabının konusunun ilginçliği yanında içerisinde geçen çoğu unsurun gerçekliğini belirtmeleri beğenileri artıyor diye düşünüyorum. İşte kitapta “GERÇEK” başlığıyla belirtilen şunlar;<br />
Şifrelerle örülü büyük bir sır… işte insanlar şimdilerde bu sırrın peşinde. Hayatta herkesin bir sırrı ve o sırrı erişilmez kılan bir şifresi yok mu? Bir düşünelim bu hayatta şifrelerle koruduğumuz neler var? ATM kartımız mı? Bu da bir şey… Ama bazılarının bundan daha fazlasını korumaya ihtiyacı var. Devletler, ordular, şirketler sırlarını korumak için büyük paralar harcıyorlar.<br />
Kitabın konu ettiği şifreleri kriptoloji çalışanı ve şifreler hakkında uzmanlığı olan kişi zorda olsa birer birer çözdü. İşte buradan hareketle benim aklıma “nerde kaldı, şifrelerin çözülmezliği” diye bir düşünce belirdi. Bunun düşünürken Internet’te okuduğum bir yazıda Türkiye’nin şifre üreten bir kurumu varmış. UEKAE… ve bu kısaltmayı da sadece Türkiye’de ilgililer biliyormuş. Uluslar Elektronik Kriptoloji Araştırma Enstitüsü. Bu kurum TÜBİTAK’a bağlıymış. En büyük müşterisi de Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere devletin sırrının saklanmasına ihtiyaç duyulan diğer birimleriymiş. Yani bu kurum modern “Da Vinci Şifreleri” yazıyormuş. Tarih boyunca “güç” kavramı ile kripto (şifre) kavramı hep yan yana durmuş. Gücü pekiştiren hep gizlilik olmuş. UEKAE’de şimdi Türkiye’nin en güçlü resmi kurumlarına hizmet veriyor demek oluyor. Kurumda çalışanlar filmlerdeki gibi bir odada şifre oluşturur. Kötü adamlarda bu şifreleri kırmaya çalışırlar ya hep, işte kurumlardakiler de filmlerdeki gibi özel kişilermiş. Bunlar özel güvenlik kriterline göre seçilip, her çalışan “yaptığı işin gerekleri konusunda bilinçli ve güvenliğe sonuna kadar riayet eden kişi” olarak tanımlanıyormuş. Yine bina güvenliği o kadar önemli ki güvenlik düzeyleri, Milli ve NATO Tesis Güvenlik belgeleri ile tescil edilmiş.<br />
İşte dünya üzerinde bilgilerin yanlış ellere geçmesi korkusuyla oluşturulan ciddi bir “kripto (şifre) endüstrisi” bulunuyormuş. Kişisel güvenlik bir yana, devletler, ordular ve büyük şirketler için bu konu çok mühim. Birde bunun tam tersi mevcut tabi. Devletlerden, ordulardan ve büyük şirketlerden “kötü niyetle” bilgi saklamaya yada onların bilgilerin çalmaya çalışanlarda var…<br />
O halde şöyle denilebilir. Ortada Da Vincinin şifresini yaya bırakacak bir şifre sektörü bulunmakta.<br />
Kısacak Dan Brown çok güzel bir iş çıkarmış. Kurgu, anlatım, ayrıntılar çok güzel. Eleştirilerin çoğu bu yönde olumlu karakterdi. Diğer kitapları içinde aynı şeyler söyleniyor. Sırada okuyacağım kitapları onlar oluşturacak gibi görünüyor.<br />
Sırlar ve onu koruyan, saklayan şifreler hayatımızda hep var oldu ve her zaman var olacaktır. Tabi bunları öğrenmeye çalışan kişiler de…<br />
Vejetaryenliğin Yararları adlı kitabı bir öneri üzerine okudum. Tabi istemeyerek değil. Vejetaryen insanların ne düşündüklerini, bu yeme alışkanlığını neden benimsediklerini merak ediyordum ve gerçeklerini öğrenmek istedim.<br />
Mesela kitaptan bir bölümü aynen aktarmak istiyorum. “İnsanın Doğal Besini2 başlıklı bölümde:<br />
“İnsanın vejetaryen olmasını güçlendiren kanıtlar sanıldığından daha açık ve hissedilir şekildedir. Her şeyden önce doğaya bir göz atacak olursak, bu mahir kimyagerin yeryüzündeki her varlığın yiyeceğini kılı kırk yaran bir bilimsellik içinde bünyesine uygun olarak hazırlayıp sunduğunu görürüz. Öyle ki bunlar, onun sırları karşısında saygı ve temkinle başımızı eğmek zorunda bırakır bizi. Mesela bir bitki bataklık için, diğer çöl için yaratılırken, bir hayvanın ağzı atlamak, diğerinin dişleri parçalamak için yaratılmıştır. Yani her biri bünyesine ve bedensel gereksinmelerine yaraşır şekilde ve binlerce yüzyıl sürecinde bir yiyeceği kabul etmiştir. Bir kamış bataklıktan alınıp çöle dikilirse derhal kurur; meyve yiyen bir maymuna et yedirilirse çok geçmeden hayvanın kılları dökülür ve hastalanır…<br />
İnsan yapısı itibarıyla yasalar dışında kalan ve diğer canlıların yaşamlarını düzenleyen bir varlık değildir. O da tabiattan doğmuş ve hayvanların evrimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yakından bağlıdır onlara. Her bakımdan diğer canlılarla karşılaştırılacak olursa, insanın ne yırtıcı, ne de otlayıcı hayvanlara benzediğini görürüz. İnsanın bedeni et yiyecek şekilde yaratılmış olsaydı, yırtıcı hayvanlar gibi vahşi hayvanların peşinden koşup, canlı avı pençe ve dişleriyle parçalayarak ham eti, damarı, siniri, derisi ve kemiği ile birlikte yiyebilmesi gerekirdi. Oysa o kendini, yetiştirilip öldürülen, hazırlanıp pişirilen hayvan kaslarını yemeye ikna etmiştir. Bunların tümü doğaya aykırıdır.”<br />
İşte bu gibi bölümlerden anlaşıldığı üzere kitap yazarı düşüncelerini gayet kesin bir şekilde belirtiyor. Yani “Nuh diyor, Peygamber demiyor.” Etin kesinlikle yenilmemesi gerektiğini savunuyor insan sağlığı için hiçbir faydasının olmadığı birçok zararının olduğunu irdeliyor. Kitabı okuyanlar bari tiksinsin ve et yemeği bıraksın diye de et demiyor da hayvan leşi gibi kelimeler kullanıyor. İlk başta tiksinir gibi olmadım değil ama alışmışız ete karşı hiçbir yoğuma yaratmadı. Ama doğruyu söylemek gerekirse eğer havyanlar kitapta belirtilen eziyetleri görüyorlarsa çok feci bir durum. Hiçbir canlı öyle bir muamele görmek istemez ve hak etmezde. Bu yüzden insanlar bazı konularda gerçekten çok acımasızlar. Kitapta aynen anlattığı üzere;<br />
Ama bunların kurban edilişleri o kadarda kolay gerçekleşmiyor. Öldürmeden önce hayvana vahşice davranıyorlar. Hayvan sürüleri uzak şehirlerden on beş veya otuz gün boyunca sopa veya kamçı darbeleri altında naklediliyor. Hayvanlar yorgunluktan yığılacak olsalar, üvendirelerle kaldırılıyorlar. Kimi zaman birkaç gün yemeden içmeden yakıcı güneş altında yada pis ve kokmuş ağıllarda bırakılıyorlar. Bunlardan bazıları ölüyor. Yada biri doğuracak olsa, sürüden geri kalmasın diye yavrusunu annesinin gözü önünde kesiliyorlar. Hayvancıklar daha yol yorgunluğunu atmadan kamçıyla mezbahaya gönderiliyorlar. Bu pis ve hüzün verici binaya girer girmez yürek sıkıştıran kan kokusu, nemli zemin, her yandan akan taze kan, hayvanların canhıraş feryatları, kendi kanına bulanmış ve seğiren cesetler, iki tarafına leş asılmış yarı canlı cılız atlar, leşleri satın almak için koşuşturan kasaplar,…<br />
Sonra hayvanları zorla birbirinden ayırarak, sürükleye sürükleye bir köşeye götürüyorlar; ayaklarını bağlayıp büküyorlar. Hayvan ayağa kalkmaya yeltense tekmeyle zorla yere yıkıyorlar…”<br />
İşte bu gibi bölümler gerçekten yaşanıyor ve yaşatılıyorsa insanlar zevkleri için hayvanlara olmaması gereken eziyeti yapıyorlar demektir.<br />
Ama yine de insanlar et tüketiyorlar ve madem insanlar otobur yaratıldıysa neden et tüketiyorlar? Vejetaryenlerin de sayısı bu tespite göre oldukça da az. Tespit derken insanların aslında otobur olarak yaratıldığı görüşü. Buna kanıt olarak da şu satırlar bulunmakta”. …Şimdi insanın sindirim sistemini etobur, otobur ve her şeyi yiyen hayvanlarla karşılaştırarak bunlardan hangisine benzediğini görelim: Her şeyden önce insanın dişleri meyve yiyen iri maymunların dişlerine benzer. Çünkü yırtıcı hayvanlarda kesici dişler çok küçüktür. Köpek dişleri ise bunun aksine kalın ve uzundur. Öğütücü, sivri ve keskindir. Böylece avladıkları hayvanları parçalayıp etlerini parça parça ederek yutarlar… Kısacam meyve yiyenler, maymunlarla aynı seviyede dişe sahiptir ve sadece köpekdişleri belli belirsiz yükselir. Ancak parçalama işlemini gerçekleştiremez…”<br />
İşte bu kitap bu gibi bölümlerde yapılan açıklamalarla sürüp gidiyor. Ve biz insanlar yada et tüketen insanlar için bu kitabın “Asıl olan vejetaryenlik” diye diretmesi yine de bizim için hiç fark etmiyor. Çünkü bizler yine et tüketmeye devam edeceğiz ve tüketiyoruz da.<br />
Tabii ki herkesin görüşlerine, düşüncelerine saygımız da sonsuzdur diye düşünüyorum ben. Ne kadar da et yemeyen biriyle karşılaştığımızda “Aa!! Sen neden et yemiyorsun, çok önemli bir besin kaynağından mahrum kalıyorsun?” desek ve onlar da aynı şekilde “Siz ne diye bünyenize bu kadar zararı olan ve hiçbir faydasını görmediğiniz, en önemlisi bir canlının yaşama hakkını elinden alarak bu gereksiz beslenme tarzını sürdüyorsunuz?” deseler de “Huylu huyundan vazgeçmez misali her iki tarafta diretiyor. Ama bu gruplar arasında bir geçiş yaşanıyor mu? Bunu bilmiyorum.<br />
Ve kitapta bahsedilen etin bir faydasının olmadığı konusunda bizim Türk doktorları hiç öyle demiyor. Temel besin kaynaklarımızdan biri olduğunu ifade ederler. Peki biz hangisine inanacağız? diye bir soru her insanın aklına gelir. Ama ben bu şekilde bir sorunun cevabını bizim inancımıza göre et yemenin bir sakıncasının olmadığını ve bize adanmış bir Kurban Bayramının da var olmasından dolayı gereksiz bulurum. Yani et yemenin hiçbir sakıncasının olmadığı görüşündeyim. Tabi her şeyin bir ölçüsü, dengesi olduğu gibi bunun da ölçülü yapılması gerekir diye düşünüyorum.<br />
Özetle diyebilirim ki kitap kendince kanıtlar öne sürerek ve açıklamalar yaparak kendi yaşayış tarzının doğru olduğunu kesin bir dille belirtiyor. Bazı bölümlerine de katılmadım değil ama önce de belirttiğim gibi “Huylu huyundan vazgeçmez”. Ayrıca vejetaryenler kendi beslenme biçimlerini bir yaşam tarzı yapmışlar. Bizim de bu beslenme yaşam tarzımız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/da-vincinin-sifresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şair Evlenmesi</title>
		<link>http://www.antialem.com/sair-evlenmesi.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/sair-evlenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:22:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Şair Evlenmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1623</guid>
		<description><![CDATA[Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk tiyatro örne­ğidir. Bu tek perdelik komedi olan Şair Evlenmesi‘nde sanatçı, geleneksel Türk tiyatrosu ile Batı tiyatro tekniğini kaynaştırmıştır. Sahne dili güçlü olan bu yapıtla Şinasi, ulusal tiyatronun nasıl olması gerektiğini de örneklemiştir. Şair Evlenmesinin Konusu: Genç şair Müştak Bey, Kumru adında bir genç kızı sever ancak, evleneceği gece karşısına yaşlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk tiyatro örne­ğidir. Bu tek perdelik komedi olan Şair Evlenmesi‘nde sanatçı, geleneksel Türk tiyatrosu ile Batı tiyatro tekniğini kaynaştırmıştır. Sahne dili güçlü olan bu yapıtla Şinasi, ulusal tiyatronun nasıl olması gerektiğini de örneklemiştir.</strong></p>
<p><span id="more-1623"></span>Şair Evlenmesinin Konusu:<br />
Genç şair Müştak Bey, Kumru adında bir genç kızı sever ancak, evleneceği gece karşısına yaşlı ve çirkin ablası Sakine Hanım çıkarılır. Yapıtta görücü usulüyle evlilik eleştirilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/sair-evlenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panorama Özeti &#8211; Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU</title>
		<link>http://www.antialem.com/panorama-ozeti-yakup-kadri-karaosmanoglu.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/panorama-ozeti-yakup-kadri-karaosmanoglu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:20:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Panorama]]></category>
		<category><![CDATA[Panorama Özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1621</guid>
		<description><![CDATA[1. KİTABIN KONUSU: Bu roman memleketimizdeki mühim bazı hadiseleri, inkılâbımızın ne gibi tehlikeler arasından yetiştiğini anlatan yazarın olgun bir eseridir. 1923 ve 1952 yıllarını kapsar. İnkılâbımızın tehlikeleri atlatmadığı, pusuda yatan yobazların varlığı önemle vurgulanmaktadır. Roman Atatürk’ün devrimine ayak uydurayamayanları, ayak uyduranların yürüyüşe devam edemediklerini ve devam edenlerin ise ne hallere düştüklerini sergilemektedir. 2. KİTABIN ÖZETİ: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1.      KİTABIN KONUSU:<br />
Bu roman memleketimizdeki mühim bazı hadiseleri, inkılâbımızın ne gibi tehlikeler arasından yetiştiğini anlatan yazarın olgun bir eseridir. 1923 ve 1952 yıllarını kapsar. İnkılâbımızın tehlikeleri atlatmadığı, pusuda yatan yobazların varlığı önemle vurgulanmaktadır. Roman Atatürk’ün devrimine ayak uydurayamayanları, ayak uyduranların yürüyüşe devam edemediklerini ve devam edenlerin ise ne hallere düştüklerini sergilemektedir.</strong></p>
<p><span id="more-1621"></span>2.      KİTABIN ÖZETİ:<br />
  İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın<br />
Romanda geçen hadiseler yapılan inkılâp hareketlerinin sonrasını kapsamaktadır, halâ bu devrimlerin yıkılmış Osmanlı’ya yönelik bir hareket olduğunu sananlar vardı, bunlar yeni devleti geçici bir yönetim şekli gibi görüyor ve eski rejime geri dönmek ve hattâ eski rejimi daha da yobazlaştırmak istiyorlardı. Kısacası “inkılâp” sözcüğünün anlamını bilmeyenler vardı.<br />
Çalıştığı bankada müdür olan Servet Bey sıkıntılarla kavuştuğu bu makamın tadını çıkarıp zenginleşmiş ve üstüne alım satım işine de uzanınca paraya para dememiştir. Nedim adında yakışıklı bir oğlu ve gözü yukarılarda olan Hollywood meraklısı, Sevim adında, sosyetik ortamlarda bulunan özenti bir genç kızı vardır.<br />
İnkılâp savunucularının en sağlamlarından olan milletvekili Halil Ramiz kafasında irtica yapısına bir yer bulamadığı için toplum içinde yalnız kalmaktadır. Atikler köyüne gidip orada Fazlı Bey denilen, nice oyunlarla parti başkanlığına gelmiş bir düzembazın halkı sömürmesinden, haksız yere konutlara el koymasından rahatsız olmuş bunun üzerine avukat olan ve Fazlı Bey’e baş kaldıran tek köyün sözcüsü durumundaki Kenan Bey ile bu işleri sorgulamaya başlamıştır. Bunun üzerine genel sekreter tarafından azarlanacak ve istifasını verecektir ki bu hareketi onu tamamiyle yalnız bırakacaktır.<br />
Yüreği vatan sevgisi ile çarpan Osman Nuri Bey namuslu bir memurdur, başarılı olmasına rağmen aksilikleri hiç terk edememişdir. Ailesini üzmek istemez ve kederlerini içine atar, lâkin yol geçecek diye evinin yıkılması ve girdiği işlerden çıkarılması üzerine kendini boğazın serin sularına teslim etmiştir. Bu hareketi eşi Seniye Hanımı çökertmiş, iki çocuğunu da evden soğutmuştur. Semra’nın ağabeyi Fuat kendine kitaplarla çevrili bir dünya yaratmıştır.<br />
Memleketde kendini tepeden inme bir inkılâbın köksüz öncüleri sayan Ahmet Nazmi (felsefe öğretmeni) ve Cahit Halid (ticaret ofisi müdürü) gibi insanlardan ziyade Tahincizade Hacı Emin Efendi gibi fes yasağı ile evine kapanmış, irtica hareketinin başlamasını dört gözle bekleyen, farz olan namaz vakitleri arasında ikişer rekat daha kılan, eşini kölesi gibi kullanan yobazların sayısı daha ağır basıyordu.<br />
Emektar dadısıyla yaşayan Komiser Hamdi Bey üç evlilik yaşamış ve hepsini ölümle bitirmek zorunda kalmıştır. Dördüncü eşi olan Nebile Hanım geceleri eşinde yeterli cinsel isteği göremediğinden huzursuz olmaya başlamıştır. Altı ay geçmesine rağmen bakire olan bu genç kızın vücudunda sadece ayak tabanları Hamdi Bey tarafından temasa maruz kalmıştır. İşte geçen altı ayın bir gizemli gecesinde oynamak istediği bir kundak oyunu onun maskesini düşürtmüştür. Tüm eşlerinin katili olan bu adam Nebile tarafından tespit edilmiş ve altı yıllığına ceza evine girmiştir.<br />
Müteahhit Sırrı Bey paraya para dememektedir, kendisi Mühendis Ragıp Beyin yakın dostudur, genç mühendis, dostu Servet Beyin kızı Sevim’in tecavüze uğrayıp ruhunun dengesini kaybetmesi üzerine tedavi amacıyla Servet Beyin eşi ve Sevim’in kardeşiyle yurt dışına çıkarlar.<br />
Bahsettiğimiz Atikler Köyünde Emeti Nine diye bilinen, kocasını ve iki oğlunu vatana feda etmiş ve Nefise ile Ali adında iki çocuğuyla yaşamına devam eden bir kadın vardır. Ali, Fazlı Beye kafa tutanların başındadır  ve bu yüzden kaptırmak istemediği mer’a için saldırıya uğrayıp candostu Karabaş ile hırpalanacaktır.<br />
Bu sıralarda Atatürk ölüm döşeğindedir ve sanki O yanına bu milleti de yatırmış gibiydi. O’nun sağlığını yakından takip edenlerin sayısı bi hayli yüksek olmasına rağmen O’nun yaptıklarının takipçisi yok denecek kadar azdı, yanında bir devrimi de götürüyordu Atatürk. Bu ortamdan rahatsız olanlar da vardı, Emin Efendinin oğlu Tahir CHP mensubuydu ve Ata ölünce hortlayacak olan yobazların tepkisinden oldukça rahatsız oluyor ve korkuyordu. On iki yılı evinde geçiren Hacı Emin’e göre bu yaslı ortam, okunan türkçe ezan, dışarda başı boş gezen kadınlar hep kutsal insan olarak gördüğü araplara karşı çıkışımızdan bize verilen cezalardı. Bu yobaz adam evinde kaldığı müddetde besleme kızı Fatma’ya göz koymuş ve ondan bir çocuk meydana getirmişti.<br />
Toplumda bir alman hayranlığı baş göstermekteydi, Fuat’ın yakın dostları Cahit Halid ve Dr. Namık gibilerde görüş açılarını değiştirmişti, bu kişiler yapılan Alman Paktı ile sevince boğulmuştu, onlara göre ekonomi düzelecek hayatları rahat olacaktı. Tam bu sırada Rusya’ya yapılan bir saldırı memleketi perişan etmişti.<br />
Dr. Ahmet’in hemşiresi Gertrude hututa gidip yurdu terk edecekken konsolosluk kendisini, doktorla beraberken yaşadıklarından dolayı kabul etmiyor, bunun üzerine Yozgat’a gidip orda yaşamaya karar veriyor fakat orda da toplumun kendisine bakış açısından dolayı kötü yola düşecektir.<br />
Memleketin hâli perişan olmuştu, inkılâlap kavramı, yirmi yedi yılllık istidbât devri diye anılıyorduve bu devire millî mücadele devri konulmuyordu. İnkılâp sanki buz üstüne yazılmış bir yazıydı. Bu değerli şey bize altın tepsi içinde sunulmuştu fakat biz ne tepsinin ne de o tepsideki varlığın değerinden bîhaberdik.<br />
Bu sırada Sevim kaldıkları otelden yabancı bir gençle kaçmıştır, Ragıp Bey İstanbul’a dönüp kendini bir mitingde bulmuyor, neler olduğunu anlayamadan fakirleşmiş, politikaya atılmış, sefil bir hayat süren eski milyoner dostu Sırrı Beye rast geliyor. Bu sefil adamın bir zamanlar yanında şöför konumunda olan Hayri Bey ise şimdi toplumda Hayri Beyefendi diye bilinmektedir.<br />
Eski komiser Hamdi Bey ceza evinden çıkmıştır, dadısının yanına gider. Romanda yer yer serselilikleriyle ortaya çıkan Pertev’in eşinin kardeşi bu dadının yanında ona yardımcı olmaktadır ve çok geçmeden bu serseri de eve yerleşecektir.<br />
1946 seçimleri ile CHP Hükûmeti kurulmuştur, din dersleri okullara konmuş, Türkçe okunan ezan kaldırılmış ve imam hâtip liseleri açılmıştır. Emin Tahincioğlu (soyadı kanunu ile gelen bu soyadı da kabul etmemektedir) bunları bir aldatmaca olarak değerlendirmektedir. Bu sırada hacılara verilen inadiye isimli başlık Hacı Emin’i on iki yıl aradan sonra dışarı çıkartacaktır.<br />
Semra zengin bir adamın metresi durumuna düşmüştür ve bu üzüntü annesini daha fazla ayakta bırakamaz, Fuat bu olaylarla iyice bunalmıştır ve kavga ettiği dostu Ahmet Namzi’nin evine gider, evde yaşadıkları tartışma sonucu dışarıda bir gezintiye çıkarlar ve içlerindeki nefreti bir tarikatın ayin yaptıkları türbeye girip boşaltınca tepeden inme inkılâbın bu köksüz öncüleri de hayata gözlerini yumarlar.</p>
<p>3.      KİTABIN ANAFİKRİ:<br />
Türk inkılâbının temellerinin lâzım geldiği kadar tehlikelerden uzak olmayışıdır.</p>
<p>4.      KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
Eserde adı gecen kahraman sayısının çok fazla olması nedeniyle başlıca kahramanların değerlendirilmesini yapacağım:<br />
Servet Bey: Bir bankada müdürlük yapan bu şahıs, fakirlik içinde büyümüş, okuluna zor şartlarda devam etmiş ve meşrutiyet döneminde gittiği Paris şehrinde aldığı öğrenim sayesinde şimdiki makamına ulaşmış, sonraları alım satım işleine yönelmiş Nedim ve Sevim isimlerinde iki çocuğa sahip olan bir beyefendidir.<br />
Mühendis Ragıp Bey:  Servet Beyin kızına aşık olan, zengin, beyefendi, dürüst bir vatanseverdir. Romanın büyük bir bülümünde Sevim ile yurt dışındadır.<br />
Halil Ramiz: İnkılâbımıza gönülden bağlanmış, ferâgat sahibi, ileri düşünüşlü bir milletvekili. İleri görüşlülüğü ve inkılâbı gönülden desteklemesi onun mensubu olduğu siyasi partiden dahi dışlanmasına sebep olmuştur.<br />
Hacı Emin Efendi: Şapka inkılâbından sonra yıllarca evine kapanmış, ev halkının sürekli huzurunu bozan, şeriat hayranı olan ve Atatürk’ü yaptığı devrimden dolayı dinsiz sayan ve O’ndan nefret eden zengin bir yobazdır.<br />
Komiser Hamdi Bey: Nazik, iyi yürekli, dürüst bir memur, üç defa evleniyor üçünde de eşlerinin katili oluyor fakat dördüncü eşinin durumu anlaması üzerine ceza evine giriyor.<br />
Fuat: Başarılı bir vatanseverin oğlu olan bu şahıs felsefeye fazlasıyla dalan, gerçek hayattan uzaklaşıp hayatını kitaplar arasında kuran, memleketin düştüğü hâli içine sindiremeyen ayrıca gözü para ve şöhret hırsıyla tutuşan bir genç kızın ağabeyi olan memleketin hayırlı evlatlarındandır.<br />
Ahmet Nazmi Bey: Cahit Hâlid adındaki dostuyla inkılâbımıza öncülük etmeye çalışan fakat sonradan arkadaşının bu yoldan sapması üzerine tek kalan bir felsefe öğretmenidir. Sonradan Fuat ile kurduğu fikir arkadaşlığı sonucu beraber vatan sevgisi uğruna bir ayin sırasında öldürüleceklerdir.</p>
<p>5.      KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:<br />
Bu roman Türk İnklâbı’nın gecirdigi safhaların tablosunu önümüze seriyor ve bize bazı uyarılarda bulunuyor. Hacı Emin örneği gibi kendi köşesine çekilmiş şahısların bize tehlike yaratabileceğinin ve bunların zamanı gelince başımıza üşüşebileceğinin altını çiziyor. Atatürk’ün Nutuk’u gibi her Türk gencinin okuması gereken bir kitap olduguna inanıyorum, bu değerli eser toplumun saklı gerceklerini bize tüm çıplaklığıyla göstermektedir.</p>
<p>6.      KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:<br />
27 Mart 1889′da Kahire’de doğdu. 13 Aralık 1974′te Ankara’da öldü. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa’da başladı. 1903′te İzmir İdadisi’ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır’a döndü, öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908′de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909′da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916′da tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1921′de Ankara’ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923′te Mardin, 1931′de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932′de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934′te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935′te Prag, 1939′da La Haye, 1942′de Bern, 1949′da Tahran ve 1951′de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960′tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal yaşamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu.<br />
BAŞLICA YAPITLARI : Roman: Kiralık Konak, 1922; Nur Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927; Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932; Ankara, 1934; Bir Sürgün, 1937; Panaroma, 2 cilt, 1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947. Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı, 1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün Eserleri (bibliyografya<br />
içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.), A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/panorama-ozeti-yakup-kadri-karaosmanoglu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç Özeti</title>
		<link>http://www.antialem.com/kuyruklu-yildiz-altinda-bir-izdivac-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/kuyruklu-yildiz-altinda-bir-izdivac-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyruklu Yıldız Altında]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç Özeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1619</guid>
		<description><![CDATA[KiTABIN ÖZETİ : 1910 yılının Mayıs ayında Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentisi yayılır. Bu haber dünyada olduğu gibi İstanbul’da da bir panik yaratır. Kenar mahallelerdeki cahil kadınlar da bu işi kendi anlayışlarına göre yorumlarlar.Romanın kahramanı olan İrfan Galib’de bu mahallede oturmaktadır.Zengin bir ailenin oğlu olan İrfan ,batı ilimlerini tahsil etmiş ,geniş fikirli fakat tuhaflıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KiTABIN ÖZETİ  : </strong></p>
<p><span id="more-1619"></span>1910 yılının Mayıs ayında Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentisi yayılır. Bu haber dünyada olduğu gibi İstanbul’da  da bir panik yaratır. Kenar mahallelerdeki cahil kadınlar  da bu işi kendi anlayışlarına göre yorumlarlar.Romanın kahramanı olan İrfan Galib’de bu mahallede oturmaktadır.Zengin bir ailenin oğlu olan İrfan ,batı ilimlerini tahsil etmiş ,geniş fikirli fakat tuhaflıkları olan bir gençtir. Yolda peçeli bir kadın görür.Onun çok güzel ve bilgili bir genç kız olduğunu hayal ederek peşine takılır.Bir çok tesadüften sonra ,bu güzelle ilgili hayaller kurar.Acemice bir konuşma girişiminden sonra kadın tarafından terslenir.Bu olay onu büyük bir kadın düşmanı yapar. Kadınların zayıflığı ile ilgili makaleler yazar.Kadınları korkutarak küçük düşürmek için Halley Kuyruklu Yıldızı  ile ilgili konferanslar düzenlemeye karar verir. Anatomi ,astronomi,fizik karışımı tuhaf konferransına ,bir de kuyruklu yıldızın çarpmasıyla kopacak olan kıyameti tasvir eden korkunç rüya ekler.Bir  süre sonra maceraperest bir kadından mektup alır.İrfan bu mektuba coşkun ve duygulu bir cevap yazdıktan sonra konferansının ikinci bölümünü hazırlar.Ev halkını ,mahalle esnafını kıyametin kopacağına inandırmıştır.Herkes birbirine itiraflarda bulunarak helalleşir.İkinci konferansta İrfan’ın kıyamet sahnesini tasvir ettiği sırada ,önceden hazırladığı küçük oyun sahnelenir.Etrafta patlayan çatpatlar ,fişekler ,yukarı katta devrilen masa ve dolaplar ,kadınları çılgına çevirir. Bu sırada tanımadığı hayranı ile mektuplaşması sürmektedir.Onun hakkında çok kötü şeyler öğrenmesine rağmen kadına evlenme teklif eder.Kadının bu evlilik için bir şartı vardır. Kuyruklu yıldızın çarpacağı ana kadar İrfan’a yüzünü göstermeyecektir. Halley’in görüneceği gün düğün yapılır.Evin damında dürbünle gökyüzünü araştıran gelinle güvey arasında bilimsel , felsefi ,uzun konuşmalar geçmektedir. Genç gelin ,evliliğinin ilk gününden aklını ,bilgisini kocasına ispat ederek, eşit şartlarda  sürecek bir beraberliğin temelini atmıştır.Gelin hanım İrfan’dan kadınların öcünü almak için bir oyun yapmıştır ve bu oyunun sonunda İrfan’ın ona iyi bir koca olacağını anlamıştır.</p>
<p>KİTABIN ANAFİKRİ       :<br />
İnsanların cahilliklerinden dolayı farklı yorumlanan bazı olaylar sonucunda ,kandınların ve erkeklerin eşit şartlarda  muhakeme gücüne sahip olduklarını ve kurulan yeni bir yuva anlatılıyor.<br />
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :</p>
<p>İRFAN GALİB :Batı tahsili görmüş, yaratıcı zekasını  iyi kullanan insanları çok  rahat etkileyebilen tuhaf ,yakışıklı bir gençtir.<br />
LÜTFİYE : İrfan’ın evlendiği ,zeki ve güzel ,iyi bir eğitim almış hanımefendidir.<br />
EV HALKI   :Cahil, herşeye  çok rahat inanabilen sevdiklerine yürekten bağlı olan kişiler.<br />
ESNAF     : Her duyduğuna çok çabuk inan ,araştırmayı sevmeyen cahil insanlar.</p>
<p>5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitapta ustaca hazırlanmış entrikalara yer verilmiş. Toplumun çok çeşitli alanlardaki günlük yaşayışı ,değer hükümleri eleştirilmiştir.Batı özentisi olanlara şiddetle çatılmaktadır.Bunun için yazar ,mizah unsurunu ustalıkla kullanmıştır.Mizahi boyutuyla düşündüren ,okurken  değişik dünyalara götüren güzel bir roman.<br />
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ  :Hüseyin Rahmi Gürpınar ,romanlarının sayısı ,konuyu elealış tarzı ,tiplerinin canlılığı ,değişik üslubu ile önemli bir romancıdır.Yazar natüralizm ,realizm ve romantizm gibi akımların hepsinden faydalanmıştır. Hüseyin Rahmi‘nin Sağlığında yayımlanan bazı romanları:<br />
     -Şık (1889) ,İffet (1896) ,Mürebbiye (1899) ,Metres (1899) ,Şıpsevdi (1911) ,Gulyabani (1912) ,Hakka Sığındık (1919) ,Efsuncu Baba (1924) ,Gönül Bir Yeldeğirmeni (1943)<br />
       Hikayeleri:<br />
    -Namusla Açlık Meselesi (1920) ,Katil Buse (1934) ,İki Hödüğün Seyahati (1933) ,Tünelden İlk Çıkış (1934) ,Gönül Ticareti (1939)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/kuyruklu-yildiz-altinda-bir-izdivac-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mai ve Siyah Özeti &#8211; Halit Ziya Uşaklıgil</title>
		<link>http://www.antialem.com/mai-ve-siyah-ozeti-halit-ziya-usakligil.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/mai-ve-siyah-ozeti-halit-ziya-usakligil.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:15:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[halit ziya uşaklıgil]]></category>
		<category><![CDATA[Mai ve Siyah]]></category>
		<category><![CDATA[Mai ve Siyah Özeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1617</guid>
		<description><![CDATA[1.ROMANIN KONUSU:Hayalleri olan bir gencin lise son sınıfta babasını kaybetmesiyle hayallerinin yıkılışı ve beraberindeki hayat mücadelesi. 2.ROMANIN ÖZETİ: Ahmet Cemil,babasının ölümünden sonra,binbir güçlükle okulu bitirir ve kız kardeşini ve annesini beslemek için çalışmak zorunda kalır.Bunun için elinden fazla birşey de gelmemektedir.Çünkü yabancı dil bilmekten başka bildiği birşey yoktur.Ona kalsa,bütün çalışmalarını şiir üzerinde toplamayı;edebiyatımıza bir başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1.ROMANIN KONUSU:Hayalleri olan bir gencin lise son sınıfta babasını kaybetmesiyle hayallerinin yıkılışı ve beraberindeki hayat mücadelesi.</strong></p>
<p><span id="more-1617"></span>2.ROMANIN ÖZETİ: Ahmet Cemil,babasının ölümünden sonra,binbir güçlükle okulu bitirir ve kız kardeşini ve annesini beslemek için çalışmak zorunda kalır.Bunun için elinden fazla birşey de gelmemektedir.Çünkü yabancı dil bilmekten başka bildiği birşey yoktur.Ona kalsa,bütün çalışmalarını şiir üzerinde toplamayı;edebiyatımıza bir başka yön vermeyi ister. Ancak hayat mücadelesi onu çok genç yaşta karşılar.<br />
Ali Şekip ,Hüseyin Nazmi gibi arkadaşlarıyla başlıca tartışma konusu budur zaten. Raci gibi kendisini kıskanan,arkasından dedikodular yaratan birine rağmen şiirde birşeyler yapacağına inanır . Bir yandan , Ahmet Cemil ,bu sarı , uzun saçlı, mavi gözlü ,kalem parmaklı genç, Hüseyin Nazmi’nin kızkardeşi Lamia’yı sever.Tek kaygısı onunla evlenmek,ona layık bir yuva kurabilmektir.Fakat bu mümkün olabilir mi? Olabilecek mi? Hep bunu hayal eder.<br />
            Okulu bitirdikten sonra ,zavallı genç çok sıkıntılı günler geçirir.Evlerine gittiğin öğrencilerin şımarıklıklarına katlanmak zorunda kalır.Ekmeğini kazanır ama, neler pahasına! Böylelerinden para kabul etmeğe mecbur kalmak ona pek ağır gelir . Başka çare de yoktur. Pek dayanamaz hale gelince , bu sefer kitapçılara polis romanları tercüme etmeye kalkar. O çağlarda pek sayılı olan bu kitapçılar  da onun derisini yüzerler.Geceler boyu göz nuru dökerek yaptığı anlamsız tercümelere hiç denecek kadar az para verirler. Ne öyle eserleri tercüme etmek ister , ne de parasını üzüle üzüle almaya razı olur.<br />
            Ahmet Cemil, günün birinde “Mirat-I Şuun” adlı gazetede çalışmaya başlar. Hayatı az çok düzene girer. Hatta ,gazete sahibinin oğlu Vehbi Efendi, Ahmet Cemil’in kız kardeşi İkbal’le evlenir. O zaman Süleymaniye’de eski bir evde oturan Ahmet Cemil, kız kardeşini mutlu görmek hevesiyle güzel bir düğün yapar. Ama bu evlilik, o zamanın  evlenme şartları yüzünden başarılı olmaz. Evlenenler daha önce birbirlerini tanımadıkları için bağdaşamazlar. Vehbi Efendi çok kaba, durmadan içen , küstah bir kimsedir. Öyle alçak bir heriftir ki, karısı hamile olduğu sıralarda beslemelerini okşayarak onlarla gönül eğlendirir. Ahmet Cemil bu adiliklere dayanamaz .Gülle dokunmaya kıyamadığı biricik kız kardeşinin hırpalanmasına, hatta dövülmesine razı olmaz. Bir gece, Vehbi, İkbal’I öyle hırpalar, durumunu düşünmeden öyle bir tekme atar  ki zavallı kadın çocuğunu düşürür. Ahmet Cemil, çıldırmış bir halde, arkadaşı Ali Şekip’in dükkanına kendini atar. Ali Şekip’e anasınden aldığı küpeleri, yüzükleri emniyet sandığına rehin etmekte kendisine yardım için gitmiştir. Kız kardeşini ölümden kurtarmak gerekmektedir.Hiçbir önlem zavallı İkbal’i ölümün pençesinden kurtaramaz.<br />
            Hüseyin Nazmi, uzakça bir görevle dış işlerine tayin edilmiştir. Memmundur. Ahmet Cemil, bir gün onu ziyarete gider. Bir aya kadar memleketten ayrılacak olan Hüseyin Nazmi, sevineceğini sanarak Ahmet Cemil’e başka bir haber daha verir. Lamia’yı evlendiriyorlardır.O zaman  Ahmet Cemil Lamia’ya ait tek tük hatıra kırıntılarını bir daha yaşar. Bunlar, Lamia’nın çocukluğu ile ilgilidir. Zihninde, kızı, ailesinin ısrarıyla evlenmeyi kabul etmiştir diye tasarlar.Bir an sevgisini itiraf etmeyi düşünür.Ama yoksulluğu, işşizliği aklına gelince bir yuva kuramayacağını kabullenir. Bundan da vazgeçer.<br />
            Önce kardeşi, sonra Lamia… Geriye ne kalmıştır?Eseri mi?Genç adam,bütün ömrürünü koyduğu şiirlerini bir an bile duraklamadan ocağa atıp yakar. Yaşamı gözlerinde yaşlar,ağzında acı bir lezzetle seyreder.  O esrin bir anlamı kalmamıştır artık.<br />
            Madem ki Hüseyin Nazmi gidiyor, o da gidecektir. Bir gün Taksim bahçesinde oturuken ileriye ait tasarlarını, tasarladıklarını hatırlar. Şimdi o da Anadolu’da bir görev alıp gidecektir işte. Kendisine kırgınlıktan başka birşey sağlamayan  bu İstanbul’dan kaçacaktır. Kararını yerine getirir. Dertli anasını alarak bir vapura biner. Gece karanlığında, son defa İstanbulu, Cihangiri seyreder. Deniz karanlık, gece karanlıktır. Vaktiyle Tepe başında, gece, gözlerine bir elmas yağmuru gibi görünen ışıklar sanki sönmüştü. Şimdi her taraf simsiyahtı. Oda,güneşten, hayatın biçareliğiyle alay eden ışıktan kaçarak,sonsuz bir yoklukta mutlu ve rahat, yuvarlanıp gidecektir.<br />
3.ROMANIN ANAFİKRİ:İnsan hayatta karşısına çıkan zorluklara karşı mücadele etmeli,hayallerle gerçekleri birbirine karıştırmamalıdır.<br />
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:<br />
AHMET CEMİL: Başarılı bir lise hayatı sürerken,son sınıfta babasını kaybeder ve hayat mücadelesine çok erken başlar.Amacı şiire başka bir yön vermek iken babasının ölümü herşeyi alt üst eder.Hayalleri olan bir gençtir.Babasının ardından kızkardeşi İkbal’in ölümü,son olarak da yakın dostu olan Hüseyin Nazmi’nin kızkardeşi Lamia’nın evlenmesiyle tüm hayalleri yıkılır.<br />
HÜSEYİN NAZMİ:Ahmet Cemil’in en yakın dostudur.O da Ahmet Cemil gibi  şiire düşkündür.İlbal’in ağabeyidir.<br />
İKBAL:Ahmet Cemil’in kızkardeşidir.Özellikle babasının ölümünden sonra annesine ve ağabeyine bağlılığı artmıştır.<br />
LAMİA:Hüseyin Nazmi’nin kızkardeşidir.Güzel ve alımlı bir genç kızdır.Ahmet cemil’in kendisine olan aşkından hebersizdir.<br />
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:<br />
Eser,dili ağır olduğu için pek anlaşılmamakta,devamlı dipnotlara bakma ihtiyacı hissedilmektedir.Buna rağmen olayların anlatılışı akıcı bir dille ifade edilmektedir.Hayat şartlarının zor olduğu bir dönemde yazılan eser,insanın maddi durumunun hayatını nasıl etkilediği açık bir şekilde ortaya konmuştur<br />
6.ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:<br />
İstanbul’da doğdu.İstanbul’da başladıgı öğrenimini İzmir’de  tamamladı. Öğretmenlik yaptı,çeşitli memurluklarda bulundu. Edebiyat hayatına 1884’te atıldı..Geniş bir kültüre  ve bilgiye sahipti.Servet-i Fünun edebiyatının nesir alanında en güçlü kalemi oldu.Türk edebiyatının en büyük romancısı olarak kabul edildi.Romanlarındaki konularda çoğunlukla aydınlar arasından şeçtiği halde, hikayelerinde daha çok halkın yaşayışını konu olarak seçmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/mai-ve-siyah-ozeti-halit-ziya-usakligil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miskinler Tekkesi Özeti &#8211; Reşat Nuri GÜNTEKİN</title>
		<link>http://www.antialem.com/miskinler-tekkesi-ozeti-resat-nuri-guntekin.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/miskinler-tekkesi-ozeti-resat-nuri-guntekin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:14:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Miskinler Tekkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Miskinler Tekkesi Özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Reşat Nuri GÜNTEKİN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1615</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Konusu: Çalıştığı işte şerefli ve dürüst davranmasından dolayı evine fazla para getiremeyen ve bunun sonucunda da ev halkının isyan ederek ailenin dağılmasını anlatıyor. Kitabın Özeti: İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın Ali Rıza Bey, Altın Yaprak A.Ş.’de bir mülkiye memurudur. Kendisi fakir olmasına rağmen çok şerefli bir insandır. Karısı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabın Konusu:<br />
            Çalıştığı işte şerefli ve dürüst davranmasından dolayı evine fazla para getiremeyen ve bunun sonucunda da ev halkının isyan ederek ailenin dağılmasını anlatıyor.</strong></p>
<p><span id="more-1615"></span>Kitabın Özeti:<br />
  İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın<br />
Ali Rıza Bey, Altın Yaprak A.Ş.’de bir mülkiye memurudur. Kendisi fakir olmasına rağmen çok şerefli bir insandır. Karısı, onun talihine pek ağır başlı ve temiz bir kadın çıkmıştır. Ali Rıza Bey’in beş çocuğu vardır. Dördü kız biri ise erkektir.<br />
            Bir gün, kasabada ki eski arkadaşının karısıyla karşılaşır. Arkadaşı vefat etmiştir. Kızı ise evde işsiz kalmıştır. Ali Rıza Bey bu kızı kendi kızlarıyla ayırmamaktadır. Bu nedenle onu işe götürür, bu sırada patronunun eski bir öğrencisi olduğunu öğrenir. Muzaffer Bey bu kızı işe alır. Kız birkaç ay çalıştıktan sonra Muzaffer Bey’i yoldan çıkarır. Bir gün kızın annesi Ali Rıza Bey’in yanına gelir ve kızıyla Muzaffer Bey arasındaki olanları anlatır. Ali Rıza Bey olanlara dayanamayıp işten ayrılır.<br />
            Ali Rıza Bey’in oğlu Şevket çok akıllı bir insandır. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir bankada işe girer. Artık babası çalışmadığı için evin bütün yükü Şevket’in üzerine biner. Bankada çalıştığı sıralarda Şevket’in başından kötü bir olay geçer. Evli bir kadınla ilişkiye girmiştir. Ali Rıza Bey bu olaya önce tepki göstermiş fakat sonra evlenmelerine izin vermiştir. Düğün gecesi… Ev baştan başa aydınlık içerisinde… Kapılar pencereler açılmış ikide bir caz bantlar açılmış çalıyor. O susunca neşeli kahkahalar, haykırışlar, çığlıklar…<br />
            Ali Rıza Bey’in kızları Leyla ve Necla artık evden sıkılmış ve isyan etmektedir. Büyük kızı Fikret ve küçük kızı Ayşe ise hiçbir şeye karsı çıkmamaktadır.<br />
            Eve bu yeni kadının gelmesi Leyla ve Necla’nın işine çok yaramıştır. Bu kadın çeşitli yollarla Şevket’i borca sokmuştur. Bu nedenle Şevket hapise girmek zorunda kalmıştır. Şevket iki yıl hapis yemiştir.<br />
            Leyle ve Necla babalarına karşı hiç saygı duymamaktadır. Düşündüklerini babalarına söylemekten hiç çekinmemektedirler.<br />
            Bu sıralarda büyük kızı Fikret’e bir talih çıkar ve evlenmek istemektedirler. Fikret bunun için Adapazarı’na gider. Böylece ağacın yapraklarından biri kopup gitmiş olur. Bu sırada Ferhunde de evden ayrılmış olur.<br />
            Ali Rıza Bey’in bir tek ümidi kalmıştır.<br />
            Vakit geçirmeden Leyla ile Necla’ya hayırlı birer kısmet bulup başından atmaktır. Necla bir süre Suriyeli biri ile evlenir ve Suriye’ye gider. Bu sırada Leyla çok fena hasta olmuştur. Doktor onu temiz havada bulundurmalarını istemiştir. Bu nedenle Ali Rıza Bey Leyla’yı serbest bırakmıştır. Bir süre sonra Ali Rıza Bey kızının bir avukatın metresi olduğunu öğrenir. Bu nedenle Ali Rıza Bey kızı Leyla’yı evden atar. Avukat Leyla’ya bir daire kiralamıştır ve ona bakmaktadır. Ona aylık belli bir miktar para verir.<br />
            Bu olaylar sürüp giderken Ali Rıza Bey ile Hayriye Hanım’ın araları iyice bozulmaktadır ve sık sık tartışmaktadırlar. Leyla gittikten sonra Ali Rıza Bey ile Hayriye hanım arasında büyük bir kavga kopar. Bunun üzerine ali rıza  bey Adapazarı’na kızı Fikret’in yanına gider. Burada fazla kalamayacağını anlayınca on beş gün sonra İstanbul’a tekrar döner fakat eve gitmez. Bir süre sonra hastalanır ve hastaneye yatar. Bunu duyan kızı Leyla ve  karısı Hayriye Hanım hastaneye koşarlar. Ali Rıza Bey taburcu olduktan sonra kızı Leyla’nın evine gider ve hayatının geri kalanını karısı ve kızı Ayşe ile sürdürür.</p>
<p>Kitabın Ana Fikri:<br />
Şerefli dürüst  bir babanın fazla para kazanamaması ve parasızlığa sitem olarak bunu kabullenmeyen aile bireylerinin bir bir aile bağlarını kopararak evden ayrılmaları; bunların farkında olan babanın, oğlunun ve kızının da başlarına gelen kötü olayları evdeki uğursuzluk romanın anafikridir.<br />
Buradaki, ailedekilerin evden gidişleri de yaprağını döken bir ağca benzetilmiştir.</p>
<p>Kitaptaki olaylar ve şahısların değerlendirilmesi:</p>
<p>ALİ RIZA BEY:  Elli yaşın üstünde, saçı sakalı ağarmış yaşlı biri. Şerefli namuslu evden pek çıkmayan bir insan.<br />
HAYRİYE HANIM: 40 yaşlarında, gözlüklü, orta güzellikte biri. Ağır başlı temiz ev işleri ile uğraşan bir insan.<br />
MUZAFFER BEY:Genç ve yakışıklı biri. Zeki çalışkan mali durumu iyi bir insan.<br />
ŞEVKET: 20 yaşlarında babası gibi temiz iyi kalpli derslerinde başarılı birisi.<br />
FİKRET:15 yaşlarında sosyal hayatı sevmeyen iyi kalpli bir kız.</p>
<p>Kitap hakkında şahsi görüş:<br />
Eser gerçek hayattada olabilecek türden bir eserdir. Burada yoksulluğun kötü bir şey olmadığını herşeyin parayla olmayacağını bilmeliyiz. Aile büyüklerimizin sözünden çıkmamak herzaman hayat olumlu bakıp güler yüzlü olmak bu parçadan almamız gereken derslerdendir.</p>
<p>Yazar hakkında bilgi:<br />
Reşat Nuri Güntekin</p>
<p>25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.<br />
Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi<br />
Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.</p>
<p>ESERLERİ:<br />
Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb.Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/miskinler-tekkesi-ozeti-resat-nuri-guntekin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mahşer Özeti &#8211; Peyami SAFA</title>
		<link>http://www.antialem.com/mahser-ozeti-peyami-safa.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/mahser-ozeti-peyami-safa.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:12:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Mahşer]]></category>
		<category><![CDATA[Mahşer Özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Peyami SAFA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1613</guid>
		<description><![CDATA[ROMANIN KONUSU: Nihad’ın Muazzez’e aşkını ve düşündüğü İstanbul’un nasıl değiştigini ,devletin ne kadar kötü duruma düştüğünü anlatıyor. ROMANIN ÖZETİ: Nihad vapurla İstanbul’a gelir.Çanakkale Savaşından daha yeni çıkmıştır ve uzun zamandır İstanbul’u görmüyordu.İlk olarak arkadaşı Faik’in yanına gitti.Daha sonra iş aramaya başladı.Bir gün Seniha Hanımla karşılaştı. Seniha onu evine davet etti. Ertesi gün Seniha’nın yaşadığı eve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ROMANIN  KONUSU:<br />
            Nihad’ın  Muazzez’e aşkını  ve düşündüğü İstanbul’un nasıl değiştigini ,devletin ne kadar kötü duruma düştüğünü anlatıyor.</strong></p>
<p><span id="more-1613"></span>ROMANIN ÖZETİ:<br />
         Nihad vapurla İstanbul’a gelir.Çanakkale Savaşından daha yeni çıkmıştır ve uzun  zamandır İstanbul’u görmüyordu.İlk olarak arkadaşı Faik’in  yanına gitti.Daha sonra iş aramaya başladı.Bir gün  Seniha Hanımla karşılaştı. Seniha  onu evine davet etti.<br />
             Ertesi gün  Seniha’nın yaşadığı eve gitti.Orada  Muazzez ile tanıştı. Seniha  Nihad’dan kızına öğretmenlik yapmasını ve onun bir kaç mektubunu kaydetmesini istiyordu. Nihad bu işi hemen kabul etti.Daha sonra  Muazzez ile balkona çıktılar.İçerideki odada Seniha’yı ve  Alaaddin  Beğ’i gördüler.Aralarında kötü işler hakkında konuşuyorlardı.Bunları  Nihad ve Muazzez   duydular. Nihad çok şaşırmıştı.Çünkü o  yıllardır bu insanlar için savaşmıştı.Muazzez ile bu konuları konuşmak için buluşma kararı aldılar.<br />
            Bir kaç gün sonra Nihad’la  Muazzez buluştular.Seniha  ve kocası  Mahir  Beğ’in yaptıklarını anlatıyordu.İkisinin ne kadar sahtekar insanlar  olduklarını ,  Seniha’nın vücudunu kullanarak erkekleri nasıl kandırdığını ve daha sonra onları nasıl kullandığını anlatıyordu.Onlar bunlarla da kalmayıp  Muazzez’in annesinin apartmanını dalavere ile almışlardı.. Nihad bunları duyunca şok olmuştu.<br />
             Nihad çalışmak için apartmana gitti. ilk iş olarak mektupları kaydetmeye başladı.Mektuplar hep sahtekarlıkları anlatıyordu. Bunları kaydetmeye mecburdu çünkü zar zor bir iş bulmuştu ve  Muazzez’i görmek için başka çare yoktu.<br />
            Bir gün  dolaşmaya çıktı ve sokakta Alaaddin Beğin gazetesinde çalışan hikaye yazarı  Kerim Beğ ile karşılaştı.Biraz muhabbet ettiler. Nihad ona  Mahir Beğleri  ve çevirdikleri dalavereyi anlatıyordu.<br />
            Nihad iyice Muazzez’e alışmıştı.O da tabiki ona alışmıştı.Ama arada bir sorun vardı Muazzez’i  Alaaddin  Beğ İle evlendirmeyi düşünüyorlardı.Fakat bunu  Muazzez istemiyordu.İlk başlarda Seniha Hanım’da buna izin vermiyordu ama  Nihad ile  Muazzez arasında  bir yakınlaşma olduğunu anlayınca oda bunu  kabul etti.<br />
            Bir gün yine  dolaşırken  Kerim Beğle karşılaştı.Ona olan biteni anlattı.  Kerim Beğ ona kızı apartmandan kaçırmasını söyledi.Ama  bunu Nihad hiç düşünmüyordu çünkü kendi karnını bile Seniha ’nın verdiği bir kaç kuruşla doyuruyordu.Ama aklında bu fikir kaldı ve bunu  Muazzez’e açmayı düşündü.</p>
<p>            Bir zaman sonra  Muazzez ile konuşurken konuyu ona anlattı. Muazzez bu fikri biraz yadırgadıysa da eğer zor durumda kalırsa onunla beraber kaçabilecegini söyledi.<br />
            Bir akşam eğlencesinde mebus kendini kaybetti ve  Muazzez’e saldırdı.O da Nihad‘dan yardım istedi. Nihad mebusu engelledi.Bunun üzerine  Seniha ve Mahir Nihad’I evlerinden  kovdu.Muazzez ’de bu saldırılara  katlanamayacagını ve kaçmak için Nihad’ın dışarda beklemesini istedi.O akşam ikisi beraberce apartmandan kaçtılar.Birlikte Nihad ’ın arkadaşı Faik’in yanına gittiler ve bir kaç gün orda kaldılar.Bu zamanda  Nihad bir ev aramaya  Muazzez ise iki üç ev eşyası almaya başladı. Bir süre sonra Nihad Muazzez’i arkadaşları Haldun, Necdet ve Nail  ile tanıştırdı .<br />
            Nihad ile Muazzez birlikte bir eve taşındılar. Nihad   iş arıyordu fakat İstanbul’da iş bulamıyordu. Ay başı yaklaşmıştı ve ev sahibi Emine  Hanım birkaç gün sonra kirayı almak için gelecekti. Nihat bunun için Faik’ten borç istemeye gitti ama onda da metelik yoktu. Kahveye uğradılar ve orada Rıza’yla karşılaştılar. Rıza bir aktördü ama artık geçimini dalavere ile sağlıyordu. Nihad’a biraz para verdi ve tiyarosunda suflör olarak çalışmasını  istedi,oda kabul etti<br />
            Nihad tiyatroda işe başlamaya gitti ama ortalarda kimseler yoktu. Rıza’yla birkaç kişi tiyatroya  geldiler. Tiyatro hiçbirinin umrunda değildi. Daha bir prova bile yapmamışlardı. Ertesi gün tiyatro sahneleniyordu.Nihad bir kutuya girdi ve  oyunculara rollerini okuyordu.Ama hiç biri birşey anlamadıgı ve duymadıgı için komik bir durum oluşuyordu.Nihad kutunun içinden yere düştü ve kaçar gibi orayı terketti.Rezil olmuştu.<br />
            Nihad bundan sonra çok degişti.Dünya’ya lanet etmeye ve Devlet’in bu gidişatına dur demeye kararlıydı.Bunun için ihtilal yapmayı düşünüyordu.Kendi gibi düşünenlerle toplantılar yapmaya başlamıştı.Bu durum  Muazzez’in hiçte hoşuna gitmiyordu.Nihad bir yandanda mebusun gazetesi için Kerim Beğin aracılığıyla eserler çeviriyordu.<br />
            Bir gün Nihad ile Muazzez tartışmaya başladılar.Muazzez Seniha’yı görmek istiyordu ama Nihad buna izin vermiyordu.Muazzez çok ısrar etmesine rağmen Nihad’ı bir türlü kandıramıyordu.Ertesi gün Muazzez hastalandı.Nihad onun yanından hiç ayrılmıyordu.Akşam olunca  kapı çalındı.Dışarda bir zabit Nihad’ı karakola götürmek istiyordu.Nihad ne oldugunu anlamadan zabitle beraber karakola gitti.Devlet hakkında kötü söz söylemekten üç gün içeride yattı.Daha sonra doğru Muazzez’in yanına gitti.O hala yaşıyordu ve Muazzez apartmana gitmek istedigini söylüyordu.Nihad yine kabul etmiyordu.<br />
            Ertesi gün Nihad uyandıgında  Muazzez’in  apartmana gittigini öğrendi.Üç gün geçti .Muazzez eve döndü ve Nihad ile konuşmaya çalıştı fakat Nihad hiç yanıt vermiyordu.En sonunda Muaazzez dayanamıyarak  evden çıkıp gitti.<br />
            Nihad mahalleden başka bir yere taşındı.Nişantaşında  Şükriye adında bir kadının  evinde  kalmaya başladı.Kimseyle konuşmuyordu.Herkes onu merak ediyordu.Bir gün ev sahibi dayanamayıp  Nihad’a ne oldugunu sordu.Oda olan biteni anlattı.Kadın bu duruma çok üzüldü,yardım etmeyi çok istiyordu ama elinden bir şey gelmezdi.<br />
            Bir süre sonra Nihad Muazzez’in yanına gitti ama onu bulamadı.Aklında intihar etme fikri yatıyordu çünkü dünyadan bıkmıştı.En sonunda ayaklarını bağlayarak kendini denize attı.Ama tekrar yaşamayı seçti.Denizden karaya çıktı ve doğru Kerim Beğ’i  görmek için apartmana gitti.Ordanda Kerim ile beraber Kerim’in evine gittiler.Kerim ona güzel bir iş bulmuştu ve Muazzez’in onu aradıgını söylüyordu.Bunun üzerine ikisi beraber direk Muazzez’in yanına gittiler.<br />
            Muazzez ile Nihad barıştılar.Nihad Muazzez’i intihar etmek istediği yere götürdü ve ayagına bağladıgı kemeri ona gösterdi.Muazzez çok şaşırmıştı ama Nihad bunları gerçekten yapmıştı.İkisi birlikte ufka baktılar  ve hayat onlar için yeni başlıyordu.<br />
 3.KİTABIN ANAFİKRİ:<br />
            İnsan ne kadar kötü duruma düşerse düşsün hayatından bezmemeli,aşkını.sevgisini kaybetmeyip sabretmelidir.<br />
4.OLAYIN KAHRAMANLARI:<br />
         NİHAD:Çanakkale’de savaşmıs yirmialta yaşında dürüst ,hayatını kendıi emeğiyle kazanmaya çalışan romanın asıl kahramanıdır.<br />
MUAZZEZ:Genç ve güzel ,iyi bir aile terbiyesi almış ,insanları seven ve onlara değer veren namuslu bir kızdır.<br />
SENİHA HANIM:Bir kaç kez evlenip boşanmış en sonunda kendi gibi sahtekar biriyle evlenmiş,zeki, işten pazarlıklı  bir kadın.<br />
MAHİR BEY:Seniha’nın kocasıdır.Tüccardır ama gelirinin çogunu devleti soyarak karşılayan namussuz bir kişidir.<br />
ALAADDIN BEY:Mebus ve ayrıca bir gazetenin sahibidir.Seniha’nın etkisinde kalan dalavereci bir şahıstır.<br />
FAİK:Nihad’ın en yakın arkadaşıdır.İyi ve her zaman yardım sever biri olarak romanda görülür.<br />
EMİNE HANIM.Faizci,sadece paraya deger veren , beş para etmez bir kadındır.<br />
ŞÜKRİYE HANIM:Nihad’ın ev sahipliğini yapmış,ihtiyar ve oldukça iyi bir kadındır.</p>
<p>5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:</p>
<p>Peyami Safa<br />
(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul’da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa’nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul’da öldü.</p>
<p>Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefî Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/mahser-ozeti-peyami-safa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayvan Mezarlığı Özeti &#8211; Stephan KİNG</title>
		<link>http://www.antialem.com/hayvan-mezarligi-ozeti-stephan-king.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/hayvan-mezarligi-ozeti-stephan-king.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:10:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Mezarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Mezarlığı Özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Stephan KİNG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1611</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın özeti: Louis karısı ve iki çocuğu ile Chicago’dan Ludlow’da ormanın hemen yanında bulunan bir eve taşındı. Eve yerleştiler ve daha sonra yan komşuları ile tanıştılar. Komşuları çok yaşlı bir çiftti. Jud ve Norma Crandall. Kısa süre sonra Jud ile Louis ahbab oldular. Her akşam birlikte bira içip Ludlow hakkında konuşuyorlardı. Louis ve ailesi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabın özeti:</strong></p>
<p><span id="more-1611"></span>Louis karısı ve iki çocuğu ile Chicago’dan Ludlow’da ormanın hemen yanında bulunan bir eve taşındı. Eve yerleştiler ve daha sonra yan komşuları ile tanıştılar. Komşuları çok yaşlı bir çiftti. Jud ve Norma Crandall. Kısa süre sonra Jud ile Louis ahbab oldular. Her akşam birlikte bira içip Ludlow hakkında konuşuyorlardı. Louis ve ailesi bir hafta sonu evlerinin bahçesinde oturuyorlardı, Jud aileyi görüp yanlarına gitti ve onlara yakında bulunan hayvan mezarlığını görmek isteyip istemediklerini sordu. Louis Eileen’nin çok istemesi üzerine teklifi kabul etti. Jud ve bütün aile yola koyuldular. Yarım saat sonra hayvan mezarlığına vardılar. Jud Louis ve ailesine, aşağıda bulunan kasabadaki çocukların hayvanları öldüğü zaman hayvanlarını buraya gömdüklerini söyledi. Hayvan mezarlığı çocuklar tarafından güzelce düzenlenmişti. Etraftaki gereksiz ot ve çalılıklar çocuklar tarafından koparılmıştı. Jud Eileen’i buraya tek başına gelmeye kalkışırsa ormanın içinde kaybolacağı konusunda uyardı. Hayvan mezarlığını gördükten sonra bütün aile ve Jud eve döndü. Evin kedisi Church kapının önünde Eileen’i bekliyordu aslında Church evin değil Eileen’in kedisiydi. Eileen kedisini o kadar çok seviyordu ki bazı akşamlar kedisi ile birlikte yatıyordu. Evi yerleştirme işi yaklaşık bir hafta sürdü ve daha sonra Louis asıl mesleği olan doktorluğa başladı. Yakında bulunan bir üniversitede rahatsızlanan öğrencileri tedavi ediyordu.<br />
Birgün kafası yarılmış Pascow adında bir öğrenci revire getirildi, fakat Louis daha öğrenciyi muayene edemeden öğrenci öldü. Daha ilk gününde böyle bir durumla karşılaşması Louis’i çok etkilemişti. Louis her akşam Jud’un yanına gidiyor, birkaç bira içip gündelik hayat hakkında konuşuyorlardı. Jud seksen yaşında o bölgenin en yaşlı insanıydı. Louis işe başladıktan birkaç ay sonra Rachel iki çocuğu ile Chicago’ya babasının yanına ziyarete gitti. Louis kayınbirader’i ile arası iyi olmadığı için ziyarete gitmedi. Ertesi sabah Jud Louis’i telefonla aradı ve church’un anayolun kenarında kımıldamadan durduğunu ve ölmüş olabileceğini söyledi. Louis kedinin yanına gitti ve kedinin bir kamyon çarpması sonucu öldüğünü anladı fakat kedinin öldüğünü Eileen’a söyleyemezdi. Eileen her akşam evi arayıp babası ile konuşuyor ve kedisinin nasıl olduğunu soruyordu. Jud bunları öğrenince Louis’e vakit kaybetmeden kediyi bir poşete koymasını, yanına bir kazma kürek alıp kendisini takip etmesini söyledi. Jud hayvan mezarlığı yoluna girdi ve hiç konuşmadan yoluna devan etti. Hayvan mezarlığını geçip farklı bir yola girdiler. Jud hala hiçbirşey konuşmuyordu ta ki ağaçlardan oluşan tepe gibi bir yere gelinceye kadar. Tepe ağaç dallarından oluşuyordu ve burayı aşmak çok zor görünüyordu. Jud Louis’e aşağı hiç bakmadan dümdüz yürümesini söyledi ve önden kendisi hareket etti. Tepede sihirli bir şeyler vardı. Jud zorlanmadan tepeye çıkabiliyordu. Daha sonra Louis de hareketlendi ve sanki birşeyler kendisini yukarıya doğru çekiyordu. Tepeyi kolayca aştılar ve aşağı indiler. Aşağı indiklerinde Jud Louis’e kedi için bir çukur kazmasını istedi. Louis hiçbirşey sormadan çukuru kazdı ve kediyi gömdü ve eve doğru yürümeye başladılar.<br />
Eve vardıklarında Jud kediyi gömdükleri yerin eskiden Kızılderelilerin toprakları olan büyülü bir yer olduğunu söyledi. Jud oraya gömülen hayvanların tekrar cankandığını fakat bazı özelliklerini kaybettiklerini söyledi. Jud da köpeği öldüğü zaman onu büyülü yere gömmüş ve köpek tekrar canlanmıştı, fakat toprak kokuyordu ve uyuz gibi davranıyordu. Eski hareketliliği kalmamıştı. Bazı arkadaşlarının hayvanları canlandıktan sonra çok değişmiş ve etrafa zarar vermişti. Büyülü hayvan mezarlığının sırrını kimse çözememişti. Louis, eğer kedi sabah döndüğünde etrafa zarar verirse onu tekrar öldürecekti, fakat eskisi gibi olusa öldürmeyecekti. En azından kedinin gerçek bir kopyası evde duracaktı. Eileen bunu farketse bile bu durum onu kedinin öldüğünü öğrenmesinden daha az etkileyecekti. Kedi eve eski hali ile dönmüştü. Jud’un söylediği gibi toprak kokuyor ve uyuz davranıyordu. Rachell ve çocuklar eve döndüklerinde Eileen kedideki değişimi farketti, fakat kedinin yaşlandığını düşünerek kimseye birşey sormadı. Artık kediyle yatmıyordu çünkü kedi sürekli toprak kokuyordu. Kısa süre sonra ailede bütün işler bir raya oturdu. Eileen her sabah okula gidiyor ve öğleden sonra geliyordu. Louis her sabah işe gidip akşam geliyordu ve üç yaşında olan Gage her gün biraz daha büyüyordu. Son günlerde babası ile sürekli kovalamaca oynuyorlardı. Bir hafta sonu bütün aile evlerinin bahçesinde piknik yapıyordu. Gage bir ara ailenin yanından uzaklaştı. Louis Gage’in uzaklaştığını farkedince arkasından durması için bağırdı ve arkasından koşmaya başladı. Gage anayola doğru ilerliyordu, babasının sesini duyunca kovalamaca oynadıklarını sanıp daha da hızlanmaya başladı. Louis oğlunun yola çıkmasını engelleyemedi ve Gage yola çıktığı anda bir tanker ona çarptı. Gage yirmi metre ileriye uçtu, narin başı vücudundan koptu.<br />
Louis ve ailesi bir hafta bu olayın şokundan kurtulamadı. Eileen kardeşinin fotoğrafını almış ve elinden hiç bırakmıyordu. Bir hafta sonra Gage’in cenaze töreni vardı. Cenaze töreni bittiğinde Louis’in kafası çok karışıktı. Gage’in yokluğuna kendisini alıştıramıyordu. Aklında sürekli hayvan mezarlığı fikri dolaşıyordu. Kediyi gömmüştü ve kedi tekrar canlanmıştı. Uyuz hareketleri ve toprak kokması dışında kötü bir tarafı yoktu. Ayrıca büyülü bir şey onu hayvan mezarlığına doğru çekiyordu. Uzun süre düşündükten sonra karısını ve kızını olayın şokunu üzerlerinden atmaları bahanesi ile Chicago’ya gönderdi ve oğlunu hayvan mezarlığına götürmeye karar verdi. Çok zor şartlar altında oğlunu mezarlıktan kaçırıp hayvan mezarlığına götürdü. Oğlunun ölümünden dokuz gün geçmişti. Eve döndüğünde vücudunun hiçbir yeri tutmuyordu. Sabah uyandığında Gage eğer etrafa zarar verirse ailesinin haberi olmadan onu öldürecekti. Yattı ve hemen uyudu. O gece Eileen ve Rachell Chicago’da bulunuyordu. Eileen rüyasında babası ile ilgili kötü bir rüya gördü ve annesinden babasının yanına gitmesini istedi. Rachell da Louis’in kendilerini evden uzaklaştırması konusunda süpheleri vardı ve hemen evi aramaya karar verdi. Evi aradı fakat kimse cevap vermiyordu, belirli peryotlarla tekrar aradı fakat cevap veren yoktu. O gece yola koyuldu ve sabaha doğru evin önüne vardı. Arabadan indiğinde Jud’un evinin kapısının açık olduğunu farketti ve başına birşey gelmiş olabileceğini düşünüp içeri girdi. Giriş katını dolaştı fakat kimse yoktu. İkinci kata çıktı ve mutfağın kapısının açık olduğunu farketti. Mutfağa gittiğinde Jud Crandall’ın ölü vücudunu gördü. Cesedin yanında Gage duruyordu. Gage annesini görünce elleri arkada annesine doğru koşmaya başladı ve yanına geldiğinde elindeki neşter ile boğazını kesti. Jud’u da Gage öldürmüştü. Neşteri ise kendi evlerine gidip babasının çantasından almıştı. Louis sabah kalktığında Jud’un kapısının önündeki arabayı gördü ve içinde bir kuşku oluştu. Aşağı kata inip dört şırınga içine morfin doldurdu ve bu arada çantasında neşterinin bulunmadığını farketti. Jud’un evine doğru hareketlendi. Şırıngalardan bir tanesi ile Church’u öldürdü ve yoluna devam etti. Jud’un evine girdi ikinci katın mutfağına geldiğinde adeta şok olmuştu. Jud ve karısı yerde ölü olarak yatıyordu. Bir süre karısına baktı ve sonra mutfaktan çıktı. On metre ilerisinde Gage elleri arkasında babasına doğru yaklaşıyordu. Louis Gage’in elini yakaladı ve şırıngaların ikisini oğluna sapladı. Şırıngalardakimorfin miktarı çok fazlaydı ve Gage hemen öldü. Bu arada Louis cesedin hayvan mezarlığına ne kadar geç gömülürse o kadar çok zararlı olduğunu farketti. Karısını dışarıya çıkarıp evi yaktı. Vakit kaybetmden karısını hayvan mezarlığına götürdü ve gömdü. Sabah olduğunda eski karısı geri dönmüştü.<br />
3. Kitabın ana fikri:<br />
Louis Creed’in kedisi ve oğlunu kaybettikten sonra onları hayvan mezarlığına gömmesi ve bu olyın sonuçları.<br />
4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:<br />
Louis Creed:<br />
Creed ailesinin babası. Ludlow kasabası yakınlarında bir üniversitede doktor olarak çalışıyor. Ailesine çok bağlı ve çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.<br />
Rachell Creed:<br />
Louis’in karısı. Çocukların eğitimi ile çok ilgilenen, aile bağları çok kuvvetli ve ayrıca çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.<br />
Eileen :<br />
Creed ailesinin tek kızı. Kedisini çok sever ve ayrı kalmaya dayanamaz.<br />
Gage :<br />
Creed ailesinin en küçük bireyi. Konuşmatı ve yürümeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bir kişi.<br />
Jud Crandall:<br />
Kasabanın en tecrübeli ve en yaşlı kişisi. Çok soğukkanlı bir kişi. Louis’e kasabaya alışmasında ve hayvan mezarlığı ile tanışmasında yardımcı oldu.<br />
Norma Crandall:<br />
Jud’un karısı. Romatizmalarından rahatsız ve çok yaşlı bir kişi.<br />
5.Kitap hakkındaki şahsi görüşler:<br />
Kitap baştan sona heyecan ve devamını merak edici bir biçimde anlatılmış çok akıcı bir kitap. Kişilerin psikolojik durumları ve içinde bulundukları sosyal durum iyi bir şekilde aktarılmış, fakat kitabın sonunda sanki kişide tam bir sonuca ulaşılmamış gibi bir his uyandırıyor.</p>
<p>6.Kitabın yazarı hakkında bilgi:<br />
Stephen King 1947 yılında Portland’da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1973 yılı baharında “Göz” adlı romanı yayınlandı.<br />
Zamanla kısa hikayelerden roman yazmaya, ardından da senaryo çalışmalarına yöneldi. Bir süre, senaryosunu yazdığı filmlerde hem oyunculuk, hem yönetmenlik yaptı. 1974′te Colorado’ya taşınan King, burada “Medyum” adlı kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine’e döndü. Aynı yıl içinde “Mahşer” adlı yapıtını kaleme aldı. Eserleriyle, birçok ödül kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik olmuştur. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King; “Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist” gibi birçok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. King’in Richard Bachman takma adıyla yazdığı az sayıda kitabı da bulunmaktadır.<br />
En iyi romanları: King’in neredeyse tüm eserleri dünyada büyük bir beğeni toplamış ve tamamına takını en çok satanlar listelerinde aylarca 1 numara olmuştur. Bununla birlikte subjektif bir yorumla en iyi eserleri şu şekilde sıralanabilir:<br />
1- O<br />
2- Sis<br />
3- Tılsım<br />
4- Medyum<br />
5- Ejderhanın Gözleri<br />
6- Mahşer<br />
7- Gerekli Şeyler<br />
8- Hayvan Mezarlığı<br />
9- Christine<br />
10- Kujo Ayrıca bu listeye dahil edilmemesine rağmen bir seri olan Kara Kule serisinin de geniş bir hayran topluluğu olduğunu ve farklı bir türde kaleme alındığı için, klasik King okumayan kişilerden bile milyonlarca okuyucusu olduğunu belirtmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/hayvan-mezarligi-ozeti-stephan-king.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnce Memet Özeti &#8211; Yaşar Kemal</title>
		<link>http://www.antialem.com/ince-memet-ozeti-yasar-kemal.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/ince-memet-ozeti-yasar-kemal.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:08:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[İnce Memet]]></category>
		<category><![CDATA[İnce Memet Özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşar Kemal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1609</guid>
		<description><![CDATA[Roman Özeti :İnce Memed Yaşar Kemal ROMANIN ÖZETİ : Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan Dikenliözü’ndeki beş köyden birisi Değirmenoluk’tur. Bu köyün insanları köylerinden dışarıya çıkmazlar. Onun için buraların kendine has kanun ve töreleri vardır. Bu kanun ve töreleri Abdi Ağa koyar ve uygular. Dışarıdan kimse gelmez ve karışmaz. Köyün yağız delikanlılarından ince Memet günlerdir Abdi Ağa’nın tarlasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Roman Özeti :İnce Memed Yaşar Kemal</strong></p>
<p><span id="more-1609"></span>ROMANIN ÖZETİ :<br />
Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan Dikenliözü’ndeki beş köyden birisi Değirmenoluk’tur. Bu köyün insanları köylerinden dışarıya çıkmazlar. Onun için buraların kendine has kanun ve töreleri vardır. Bu kanun ve töreleri Abdi Ağa koyar ve uygular. Dışarıdan kimse gelmez ve karışmaz.<br />
Köyün yağız delikanlılarından ince Memet günlerdir Abdi Ağa’nın tarlasını sürmektedir. Artık dayanamayacağını anlayınca herşeyi bırakıp Kemse Köyü’ne gider ve Süleyman’a sığınır. Memed’in bu yaptığı aslında bütün köy ahalisinin hayalidir. Memed kışı Kesme Köyü’nde geçirir. Anasını ve köyünü özlemiş olmasına rağmen dönmemekte kararlıdır. Bir gün köyden bir tanıdık onu görür ve bu haberi hemen Abdi Ağa’ya yetiştirir. Bunu öğrenen Abdi Ağa Süleyman’ın kapısına dikilir ve Memed alıp köye götürür. O yaz Memed hasatı yapar ve Abdi Ağa’nın topraklarını sürer. Abdi Ağa ise ceza olarak ona hasatın beşte birini verir. O kış Memed ve anası çok zorluk çekerler.<br />
Memed arkadaşı Mustafa ile ilk defa kasabaya giderler. Yolda iyi, mert bir eşkiya olan ve hayranlık duydukları Kara Ahmet’le karşılaşırlar. Kasabadaki yaşam Memed’i çok etkiler. Ağaların olmadığı herkesin hür olduğu bu hayat özlemiyle Memed sevgilisi Hatçe’yi kaçırmak için köye gider ve barber kaçarlar. Abdi Ağa’nın yeğeninin nişanlısı olan Hatçe ile Memed’in kaçmalarının ardından Ağa’nın adamları ve yeğeni onları yakalamak için izlerini sürerler. Nitekim bulurlar. Aralarında çatışma çıkar. Abdi Ağa’nın yeğeni ölür, Memed yaralanır ve kaçar. Hatçe ise yakalanır. Memed’in sığınacak bir yeri olmadığı için Deli Durdu denilen bir eşkiyanın çetesine sığınır. Çetenin yaptığı haksızlıkları gören Memed Deli Durdu’dan nefret eder.<br />
Bu sırada Abdi Ağa Hatçe’yi cezalandırmak için ona bir tuzak kurar. Yeğenini Hatçe’nin öldürdüğüne jandarmaları ikna eder ve Hatçe hapishaneye düşer.<br />
Eşkiyalığa iyice alışan Memed zulmetmeye dayanamaz ve çeteden ayrılıp yeni dostlar bulur ve onlarla gezmeye başlar. Bir gece köye geldiğinde anasının öldüğünü duyar ve Hatçe’nin başına gelenleri öğrenir. Ardından Abdi Ağa’nın izini sürmeye başlar.<br />
Bu arada Abdi Ağa Memed’i ortadan kaldırmak için bir tuzak kurar. Memed ise kasabada Hatçe’yi bulur ve bir yolunu bulup onu ve arkadaşını hapishaneden kaçırmayı başarır. Köylüleri de Abdi Ağa’ya karşı gelmeleri konusunda yüreklendirir. O kış köylüler Abdi Ağa’ya hasatlarından bir buğday tanesi bile vermezler.<br />
Abdi Ağa Ankara’ya telgraf çeker ve Memed’in gizlendiği yeri ihbar eder. Jandarmalar Memed’i kıstırırlar. Aralarında çatışma çıkar. Tam bu sırada Hatçe doğum yapar. Memed eşi ve çocuğu için teslim olur fakat bu esnada Hatçe vurulur. Memed’in dünyası yıkılır. O sırada çıkan afla serbest kalır. Doğan çocuğunu Hatçe’nin hapishane arkadaşı alır ve Gaziantep’in bir köyüne götürür.<br />
Olaylardan Abdi Ağa’yı sorumlu tutan Memed köye gelir ve Abdi Ağa’yı vurur. Bu duruma sevinen köylü bayram eder. Memed ise atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.<br />
O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.<br />
KİTABIN ANA FİKRİ : En yüksek makamlarda bile olsak kimseye haksızlık etmeye hakkımız yoktur.<br />
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
İnce Memed: Toroslar’da Değirmenoluk Köyü’nde yaşayan yoksul ve yetim bir köylü çocuğu. Abdi Ağa’nın baskısına dayanamaz, onun yeğenini öldürür ve dağa çıkıp eşkiya olur.<br />
Abdi Ağa: Dikenliözü’nde bulunan beş köyün sahibi, merhametsiz, bencil ve zengin bir köy ağası.<br />
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:<br />
HAYATI<br />
• 1922’de Adana’da doğdu.<br />
• Asıl adı Kemal Sadık GÖKÇELİ olan Yaşar KEMAL, ortaokul son sınıfa kadar okudu. İşçilik, katiplik, bekçilik, memurluk, arzujhalcilik gibi çok çeşitli işlerde çalıştı.<br />
• Yazı hayatına şiirle başladı. İlk şiiri Adana Halkevi dergisi “Görüşler”de yayınlandı.<br />
• Uzun zaman folklorla uğraştı, derlemeler yaptık.<br />
• Cumhuriyet gazetesinde fıkralar ve röportajlar yazdı.<br />
• İstanbul’a taşındıktan sonra hikayeler yazdı(1951).<br />
ESERLERİ<br />
• HİKAYE KİTAPLARI;<br />
Sarı Sıcak(1952)<br />
• ROMANLARI;<br />
İnce Memed<br />
• RÖPORTAJ;<br />
Yanan Ormanlarda Elli Gün (1955),<br />
Çukurova Yana Yana(1943),<br />
Peri Bacaları(1957),<br />
Bulut Kaynıyor(1974).<br />
• DENEMELER, FIKRALAR;<br />
Taş Çatlas(1961),<br />
Baldaki Tuz(1974),<br />
• DERLEME<br />
Ağıtlar (1943)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/ince-memet-ozeti-yasar-kemal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez &#8211; Sezen ÖZOL</title>
		<link>http://www.antialem.com/canakkale-askerine-rutbe-gerekmez-sezen-ozol.html</link>
		<comments>http://www.antialem.com/canakkale-askerine-rutbe-gerekmez-sezen-ozol.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:06:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen ÖZOL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antialem.com/?p=1607</guid>
		<description><![CDATA[1)KİTABIN KONUSU: Çanakkale Savaşında Türk milletinin kahramanlıkları,katladığı zorluklar ve kalplerinde taşıdıkları akıl almaz vatansevgisi.Bunların dışında İngilizlerin Anzakları Türklere karşı insanlık dışı kışkırtmaları ve Anzakların da onlara karşı cevapları 2)KİTABIN ÖZETİ: Baş kahramanımız İbram Ağa Gönen kasabasında tellallık yapan,kasabanın neşe kaynağı,orta boylu birisidir.Günleri kaymakamlıktan aldığı haberleri davuluyla halka duyurmakla geçmektedir.1924 yılının mayıs ayında sabah namazından hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1)KİTABIN KONUSU:<br />
Çanakkale Savaşında Türk milletinin kahramanlıkları,katladığı zorluklar ve kalplerinde taşıdıkları akıl almaz vatansevgisi.Bunların dışında İngilizlerin Anzakları Türklere karşı insanlık dışı kışkırtmaları ve Anzakların da onlara karşı cevapları</strong></p>
<p><span id="more-1607"></span>2)KİTABIN ÖZETİ:<br />
Baş kahramanımız İbram Ağa Gönen kasabasında tellallık yapan,kasabanın neşe kaynağı,orta boylu birisidir.Günleri kaymakamlıktan aldığı haberleri davuluyla halka duyurmakla geçmektedir.1924 yılının mayıs ayında sabah namazından hemen sonra yüzbaşının emireri aceleyle ibram Ağanın yanına gelir ve acele şubeye gelmesini söyler.İbram Ağa apar topar gider,askerlerin tüfek çatıp rahatta tüfeklerin arkasında beklediklerini görür.Bunu Balkan Harbinden sonra ilk defa görmüştür ve haberlerin iyi olmadığını anlar.<br />
İlanı eline aldığında inanamaz.Savaş çıkmıştır.Kasabaya döner,hükümetin Almanlarla birlup İngilizlere savaş açtığını,seferberliğin hızlanacağını,kurası tutanların bir hafta içinde şubeye teslim olmalarını,aksi halde asker kaçağı sayılacaklarını duyurur.<br />
İbram Ağa ve Kellerin mustafa’nında askere gitmesi gerekmektedir. İbram Ağa babasının ölümünden sonra ilk defa bu kadar üzülmüştür. Ancak üzüntüsünün sebebi askere gidecek olması değil birkaç ay sonra evleneceği nişanlısı Kiraz’dan ayrılacak olmasıdır.ancak akşama sevinci tekrar yerine gelmiştir.Çünkü Kiraz ona dönene kadar bekleyeceğini söylemiştir.Bir hafta sonra İbram Ağa ve Kellerin Mustafa beraber teslim olurlar.<br />
Öte yandan Ian Smıth 23 yaşında,teknik okul mezunu,bir çiftlikte araç bakımı yapan Avusturyalı bir gençtir.Birkaç ay sonra evleneceği komşu çiftlikte hizmetçilik yapan Elizabeth isimli bir nişanlısı vardır.İngiliz hükümeti tarafından askere çağrılır.Ancak İngilizlerin Hindistan,Senegal,Yeni Zelenda’dan  da asker çağırdığnı duyan Ian İngilizlerin Türkler’den çok korktuğunu düşünmektedir.<br />
İki hafta sonra Ian ve gelen askerler Arabistana gitmek için gemilere bindirilirler.Güvertede  süngü ve yanaşık düzen eğitimleri almalarının yanında İngiliz subaylar tarafından sürekli Türklerin ne kadar gaddar,acımasız,cani, zorunlu olduklarında insan eti bile yiyen vahşi yaratıklar oldukların ikna edilmeye çalışılıyorlardı.<br />
Acemi eğitiminde Kellerin Mustafa bahriyeye ayrılır.İbram Ağa ve Kellerin Mustafa ilk defa ayrılmışlardır.<br />
Bir hafta sonra Çanakkale’nin hemen arkasında Maydos’a 9. Tümene katılacaklardır.İntikal günü İbram Ağanın bölüğü Tekirdağ’a giden gemiye sığmadığından bölük Gönen-Biga üzerinden yaya olarak Çanakkale’ye gidecektir.Mehmet Çavuşta bölükle beraber gelir.<br />
14 günde yaya olarak gelirler.Buradan da Gelibolu Yarımadası’nda Kivle Koyu ‘na gitmek için tekneye binerler.İbrahim Ağayı çok sevdiğinden emir eri yapar.<br />
Ian ve bölüğünde bir aydır Arapalrla birlikte karada eğitim yapmaktadır.Ian her zaman yanındakilere Türkleri hafife almadıkalrını ve sandıkları kadar kolay olmadıklarını söylemektedir.İmraz Adasına demir atarlar ve çıkarmaya 2 gün kalmıştır.Tüm askerleri bir korku sarmıştır.İlk çıkarmayı Arıburnu’nda yaparlar.<br />
İlk çıkarma haberi Türk ordularının komutanı Liman von Sanders’a haber vermez.<br />
Hamilto’nun yanıltma hareketleri ve çıkarma gösterileri Liman Paşa’nın kafasını karıştırmıştır.<br />
Ancak M.Kemal bütün ,bu yanıltmalara rağmen çıkartmanın Arıburnu’ndan yapılacağını tahmin etmektedir.Ve nitekim ertesi gün burdan gelen top sesleriyle harekete geçmek için  Esat Paşa’yı aradığında ulaşamadı.Ve tüm sorumlulukları üstlenerek buratı arekete geçirdi.<br />
İbrahim Ağa’nıın bölüğü o gece giyinik yatmıştı ve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte düşmanın top sesleriyle uyanmakta idi.O gün çok şiddetli çatışmalar olmuştu ve kahraman ve gözüpek 57.alayımız tamamen şehit olmuştur.<br />
O gün İbram Ağa ve Ian karşılaşmıştır.İbram Ağa tek başına 3 Anzak askerinin arasına dalmıştır.İkisini temizledikten sonra tek kalan Anzak askeri tüfeği İbram Ağa’ nın üzerine doğrulttuktan sonra ateş etmiş fakat tüfek ateş almamıştır.Ağa önce bir süngü darbesiyle kolundan yaralanır ancak Anzağın dizlerine   sapladığı süngüyle Anzak hareketsiz kalır.Süngüyü Anzak askerinin boğazına dayar ve Anzak cebinden bir şeyler çıkarmak ister.İbram Ağa’nın  kadını aklına gelir ve Anzak’ı öldürmez.<br />
Ian hastane gemisine geldiğinde baygındı.<br />
Ayıldığında ilk işi yanında duran İngiliz subayına bağırıp çağırarak Türklerin zalim ,acımasız değil aksine çok merhametli iyi yürekli insanlar olduğunu söylemek oldu.</p>
<p>İbram Ağanın kahramanlıkları önce bütün bölükte daha sonra tüm alayda duyuldu.Bu kanlı çarpışmalarda bölük komutanları şehit oldu ve Tk. Kom. Seyfi Tğm. Bölük komutanı oldu.İbram Ağaya kahramanlıklarından dolayı onbaşı rütbesi verdiler ancak takmak istemedi.<br />
Bir hafta sonraki çarpışmalarda İbram Ağanın arkasında patlayan bombadan sıçrayan şarapnel bacağına saplandı,mangasını yalnız bırakmak istemedi ancak bacağını kaldıramıyordu.Bayıldı.<br />
Gözlerini açtığında ameliyathane de idi.Hemen bacağını kontrol etti ve yerinde olduğunu görünce yeniden savaşacağı için çok mutluydu.Memet Çavuş yanındaydı ve “Geçmiş olsun onbaşım “der.İbram Ağa ise “Çanakkale askeerine rütbe gerekmez onlara Çanakkale askeri demek yeterlidir”cevabını verir.<br />
20 gün sonra taburcu olduğunda bütün bölük ona sarıldı.Ancak o bölüğün yarısından fazlasını tanıyamadı çünkü hepsi yeni katılmıştı.<br />
İbram Ağa  parçalanan elbiselerini sier uvalıyla yamayan arkadaşlarınıgörünce gözleri dolar.</p>
<p>O hastane iken ölülerin kokusundan dolayı 24 saat ateşkes olmuştu.Bu zamanda Türk ve Anzak askerleri arkadaş olmuşlardı.Anzaklar Tüklere hatıra olması için ceket düğmelerini ,Türkler ise madeni paralarını zaman zaman 10 m kadar yaklaşan mevzilerden birbirlerine atıyorlardı.Birbirleriyle işaretlerle anlaşmışlardı.<br />
Türkler yakaladıkları Anzak askerlere su, yemek verip,ellerini yüzlerini temizlemişlerdi.İade edilen esirler bunları Anzaklara anlattılar ve Anzaklar İngiliz subaylara bağırıp çağırmaya başladılar hatta 10 gün selam bile vermediler.İngiliz subaylar Türkler gaz atacaklar deyip gaz maskesi dağıtacakken<br />
Anzak askerleri  Türkler mert adamlardır,yapmazlar demişlerdir.Ve maskeleri suratlarına fırlatmışlardır.<br />
 Dostluk esnasında Ian süngüleştiği ve İbram Ağanın  kurtardığı Salih onbaşıyı tanır.Ona bir ay önce süngüleşirken üzerine atılan kahraman askeri,İbramAğa’yı sorar.Ve sonra ona hedie olarak gümüş kaplama bir saat verir.<br />
Artık mevzilerden birbirlerine yiyecek atıyorlardır.<br />
İbrahim Ağa bölüğün postasını tümene götürünce,tümen komutana hakkında çok şey bildiği İbrahim Ağa’yı görmek ister ve bir sorunu olduğunda hiç çekinmeden gelmesini söyler.<br />
Kış bastırınca Anzaklar kendilerine depolar,sığınaklar hazırlar.Kışlık,yün elbiseler alırlar.Bizimkiler ise siper çuvalıyla yamalı elbise giymektedir.<br />
Bir hafta sonra Anzaklar hiç farkettirmeden çekip gider.<br />
Bölükler yavaş yavaş diğer cephelere gitmek üzere toplanırlar.<br />
İbrahim Ağa hiç düşünmeden,direk koşarak tümen komutanının yanına gider.Tümen komutanı İbrahim Ağa’yı görünce çok sevinir ve arzusunu sorar.<br />
İbrahim Ağa Çanakkalede kalmak ister.Nedenini soran komutana;”Burda yatan bunca şehidi soğukta,yalnız başına,öksüz gibi bırakmak istemediğini söyler.<br />
Bu sözler çadırdakileri çok üzer  ve etkiler.<br />
Tümen komutana buna yalnız başına karar veremeyeceğini,isteğini yarın gelen Limon ve Sanders Paşa’ya bildireğini söyler.<br />
“Olmaz komutanım.”der.”O ne de olsa bildirmez.Bilmez bunca yiğidimizin,şehidimizin acısını.”der.”Şehitlerimizin başında bir Alman’ın emriyle duracaksam durmak istemem zaten.”der.<br />
Şehitlerimizin başında bir Alman ‘ın emriyle duracaksam durmak istemem zaten der ve çıkar gider<br />
Bunun üzerine tüm komutanlar, İbram Ağa yı görmese de onun arkasından yani Çanakkale Askeri’nin arkasından hazırola geçip selam durdular.</p>
<p>3)KİTABIN ANA FİKRİ:<br />
İngilizler Çanakkale Savaşı’nı topuyla,tüfeğiyle,gemisiyle,hiç sakınmadan harcadığı mermisiyle,buna karşılık Türkler ise sadece canıyla kanıyla yapmışlardır.Her ne pahasına olursa olsun bu vatanın bir karış toprağını bile düşmana vermemek için seve seve canlarını verecek kadar gözleri kara,yürekleri vatan sevgisiyle çarpmaktadır.</p>
<p>4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
Kitap içinde yer verilen olaylar Çanakkale Savaşı’nda yaşanan en çarpıcı,en etkileyici olaylardır.Her birisi insanlığa ders verici,Türk insanının vatanseverliğini açıkça ortaya koyan olaylardır.<br />
Kitap içindeki şahıslar ise Türk insanını sembolize eden savaşı bizzat yaşamış,İbram Ağa ve Kellerin Mustafa savaş gazileridir.<br />
İbram Ağa:Baş kahramanımız.Tellallık yaparak tüm kasabanın sevgisini kazanmıştır.Savaşta da yaptığı kahramanlıklarla herkes tarafından takdir edilmiştir.<br />
Kellerin Mustafa:İbram Ağa’nın çocukluk akkadaşı.Savaşa kadar birbirlerinden hiç ayrılmamışlardır.Savaşı bizzat yaşamış Çanakkale gazisidir.<br />
Kiraz:İbram Ağa’nın nişanlısıdır.Evinin tek çocuğudur.Bu yüzden istediği kişiyle evenme şansı vrdır.<br />
Ian Smith:Çanakkala Savaşı’nda Anzak askeridir.Bir çiftlikte araç bakım taparak geçimini sağlamaktadır.<br />
Elizabeth:Ian Smith’in nişanlısıdır.Ian’ın komşu çiftiğinde hizmetçilik yapmaktadır.<br />
Mehmet çavuş:Savaş sırasında ibram Ağa’nın çavuşudur.Savaş sırasında İbram Ağa’yla en çok o ilgilenmiştir.<br />
Seyfi Teğmen:Savaşta İbram Ağa’nın bölüğünde önce takım komutanı daha sonra bölük komutanı şehit olunca bölük komutanı olmuştur.</p>
<p>5)KİTAP HAKKINDAKİ SAHŞİ GÖRÜŞLER:<br />
Kitap Çanakkale Savaşı’nda Türk milletinin vatanına koruma pahasına canını hiç esirgemeden verdiği mücadelenin hikaye biçiminde anlatımıdır. Dili sonderece sade,olaylar ve şahıslar belgelerden,araştırmalardan ve anılardan faydalanılarak ortaya konulmuş gerçeklerdir.Kitap aynı zamanda çok etkileyici ve akıcı.Her Türk vatandaşının özellikle biz harbiyelilerin okuması gereken, Çanakkale Savaşı’nı ilk defa hikaye biçiminde ele alan bir kitap.</p>
<p>6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:<br />
yazarımız Sezen Özol 1942 yılında Balıkesir-Gönen’de doğmuştur.İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de yüksek öğrenimini Ankara’da yapmıştır. Kitapta ismi geçen Kellerin Mustafa isimli Çanakkale gazisinin yakın akrabasıdır.Uzun çalışmalar sonucu ‘Çanakkale Askerine Rütbe Gerekmez’ isimli kitabı oluşturmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antialem.com/canakkale-askerine-rutbe-gerekmez-sezen-ozol.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

